Sevgili hemşerilerim ve değerli ziyaretçilerim, Sizlerden gelen şiirleri bu bölümde severek yayınlıyorum. Yeni şiirlerinizi paylaşmanızı sabırsızlıkla bekliyorum. Özellikle siyasi içerikli ve kalp kırıcı olmamasınadikkat ederseniz memnun olurum. Kendi kültür ve kimliğimize aykırı şiirler yayınlanmayacaktır. Şimdiden herkese teşekkür eder, bol bol şiirlerinizi beklerim. Saygılarımla, selamlar. Şirin Kırşehir Sitesi
Sen bir Güneş’sin,Karanlık beyinleri aydınlatan… Sen bir yağmursun,Taşlaşmış kalpleri yumuşatan…
Sen bir köprüsün,Dün, bugün, yarın arasında bağ kuran… Sen bir selsin,Cehalet duvarlarını yıkan…
Sen bir pınarsın,Suyu sevgi, dostluk ve barış akan… Sen bir hayatsın, Damarlarda kan, ruhlarda can…
Sen bir yolsun, İyiye ,doğruya, güzele varan… Sen, adsız bir kahraman, Toprağı vatan yapan…
Selam sana, saygı sana öğretmenim. Uzat ellerini uzat öpeyim… Hasan Öztürk… Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 22-08-2007
Ben Öğretmen Olmalıyım
Okumayı, yazmayı, Okumaktan zevk almayı Araştırıcı, yaratıcı olmayı, Zorluklara göğüs germeyi öğreten, Bir öğretmen olmalıyım.
Ben öğretmen olmalıyım. Onlara sevmeyi, Barışa önem vermeyi,
Fırtınada, karda, tipide ayakta kalabilmeyi, Engin bilgi denizinde yüzebilmeyi, Umutsuzken gülmenin anlamsızlığını değil, Umutlu olmayı öğreten, Bir öğretmen olmalıyım.
Ben öğretmen olmalıyım. Kul hakkının inceliğini, Kabalığın, bencilliğin, kinin, İntikam duygusunun ilkelliğini öğreten, Bir öğretmen olmalıyım.
Ben öğretmen olmalıyım. Gökyüzünün her yerde mavi olduğunu, Ateşin yakıp, suyun boğduğunu, Güneşin her gün yeniden doğduğunu, İmansız kalbin sineye yük olduğunu öğreten,
Bir öğretmen olmalıyım. Ben öğretmen olmalıyım… Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 25-07-2007
Erciyes
Bir yanda Hisarcık, bir yanda Hacılar, Sarılmışlar eteğine, beline Erciyes. Dinle sana anlatacaklarım var, Düştün ozanların diline Erciyes.
Anadolu’ya tahtını kurdun, Kayseri’ye mührünü vurdun, Tüm dünyaya duyurdun, Adımızı, şanımızı Erciyes.
Yanar dağdın, volkandın, İçten içe yandın, patladın, Dört yana lavlarını yolladın, Kayseri’yi de kolladın Erciyes.
Fıkralara geçmiş adın, Ne zaman kalkarsa karın, Borcunu ödeyecekmiş tüccarın, Dokunmaz bize zararın Erciyes.
Yaylalarda buz gibi suların akar, İnsanlar yaz – kış pikniğe çıkar, Güneşin çarpar, kavurur, yakar, Dört mevsimi birden yaşar Erciyes.
Beyazla maviyi gökte birleştirir, Renk cümbüşünü gerçekleştirir, Gök kuşağını iyice belirginleştirir, İnsanları gençleştirir Erciyes.
Ozon tabakasını deldik, Karlarını, buzlarını erittik, Doğallığın bozduk, yok ettik, Seni kendimize benzettik Erciyes.
Mayıs ayında da karları olur, Gelinlik giymiş kız gibi durur, Yaylasına çıkılır, çadır kurulur, Çok şenlikli olur Erciyes.
Ömürlü anlatacak çıkar ise yarına, Aşık oldu yağmuruna, karına, Tertemiz havasına, kayak sporuna, Mıknatıs gibi çeker bizi Erciyes. Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 24-07-2007
Patatese pata, bahçeye hayat, Mantara göbelek, yaramaza nışarat, Tokat’a şamar, insanın yüzüne surat, Domates fidesine göçebe derdik biz.
Ömürlü doğru söyler, yalanı sevmez, Yeşil domatese firek denir,kızarmadan yenmez. Havucun pürçüklü olduğunu herkes bilmez. Anlayışı kıt olana ‘kalın kafalı’ derdik biz. Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 19-07-2007
Hakkınızı Helal Edin
Vakit geldi biliyorum, Hakkınızı helal edin. Size veda ediyorum, Hakkınızı helal edin.
Selam alıp verdiklerim, Oturup sohbet ettiklerim, Beraber yemek yediklerim, Hakkınızı helal edin.
Hayır vardır her bir işte, Geri dönüş yok bu gidişte, Yeğen, torun, baldız, enişte, Hakkınızı helal edin.
Bilerek kimseye kötülük yapmam, Pişmiş aşa hiç bir zaman su katmam, Kardeşim, bacım, anam, babam, Hakkınızı helal edin.
Ben zavallı garip bir kulum, Geçmez akçe, değersiz pulum, Ey dostlarım, eşim, kızım, oğlum, Hakkınızı helal edin.
Eğer kimde hakkım varsa, Helal olsun benden yana, Siz de bu zavallı garibana, Hakkınızı helal edin.
Son arzumu herkese duyurun, Riyakarlıktan ebediyen uzak durun, Yalansız, haramsız bir dünya kurun, Hakkınızı helal edin. Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 07-07-200
Türkiye'm
Gelin ülkemizi birlikte gezelim, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m, Dağında kayalım, denizinde yüzelim, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m
Üç tarafı denizlerle çevrili, Müze gibi tarih dolu her bir ili, Karamanoğlu’ndan beri Türkçe’dir dili, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m
Saymakla biter mi güzellikleri, Denizli’de Pamukkale travertenleri, Adıyaman’da Nemrut Harabeleri, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Güneş, deniz ve kumsal, Suyu, temiz, sakin ve uysal, Turistlere duyur, haber sal, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Malatya’da kayısı dallardan sarkar, Amasya’da elma mis gibi kokar, Konya’da depolara buğdaylar akar, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Edremit’te zeytinle kahvaltı yapılır, Muğla’da petek petek bal satılır, Afyon’da ekmeğe haşhaş katılır, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Aydın’dan taze incir alalım, Anamur’da nar, muz soyalım, Giresun’da, Ordu’da fındık kıralım, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Rize’de bardak bardak çay içelim Şanlıurfa’da mercimek biçelim, Gaziantep’te antepfıstığı seçelim, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m.
Diyarbakır’ın karpuzu iri olur Bursa’nın şeftalisi kokuludur, Kozan’ın portakalı bol suludur, Çok güzeldir,hoştur Türkiye’m.
Ömürlü’nün son bir sözü var Edirne’den Ardahan’a kadar, Her karış toprağında şehitler yatar, Çok güzeldir, hoştur Türkiye’m Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 27-06-2007
Oyuncaklarım
Doya doya çocukluğumu yaşadım, Ne güzeldi oyuncaklarım. Nelerle oynadım sayacagım, Ne güzeldi oyuncaklarım.
Çiçekleri çelenk yapardım, Şapka gibi başıma takardım, Çok sürmez sıkılır bozardım, Ne güzeldi oyuncaklarım.
Bir çift lastikle sapan olurdu, Ortasına bir taş konurdu, Çekip bırakınca atar, vururdu, Ne güzeldi oyuncaklarım.
Topacımın çevresine ip sarardım, Dönmesi için yere atardım, Fırıl fırıl dönüşüne bakardım, Ne güzeldi oyuncaklarım.
Ömürlü yeter uzatma daha, Elime tabanca almadım vallaha, Top çoğaldı ama kalmadı saha, Ne güzeldi oyuncaklarım Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 04-06-2007
Ben Çocukken
Dinle anlatayım köyümü, köylümü, Yemyeşildi köyüm ben çocukken, Tanırdım küçüğümü, büyüğümü, Sevgi, saygı vardı ben çocukken.
Çayırlarda kuzular meleşir, oynaşırdı, Delikanlılar güreşir, şakalaşırdı, Herkes iyilik etmek için yarışırdı, Küsler hemen barışırdı ben çocukken.
Gürül gürül akardı suları, Dört olukluydu Ceylan Pınarı, Hep ekilirdi bostanları, bağları, Kekik kokardı dağları ben çocukken
Komşular birbirine yardım ederdi, Birlikte ağlar, birlikte gülerdi, Hastasına da, düğününe de giderdi, İnsanlar yardımseverdi ben çocukken.
Ömürlü’yüm sılayı rahim edeceğim, Eski dostları tekrar göreceğim, Büyüklerin ellerinden öpeceğim, Severdiniz diyeceğim beni, ben çocukken. Ömürlü Aksoy Tarih Öğretmeni 04-06-2007
Anne Özlemi
Okula gidip gelirken her sabah, akşam Hem uğurlar, hem de karşılardın annem. Arkadaşlara takılıp, biraz geç kalsam Telaşlanır, aramaya başlardın annem.
Uzun boylu, zayıfça, esmer kadındın, Uhu derlerdi, Rukiye’ydi gerçek adın, Çok cefa çektin, genç yaşta hastalandın, Hastayken de bizleri düşünürdün annem.
Karyolada yatıyordun öldü dediler, Birbirlerine bakıp, göz göze geldiler, Çocukları da daha çok küçük dediler, Beni tutup, okşayıp, sevdiler annem.
Yüreğime ateş düştü, yandı kor oldu, Yaşım çok küçüktü, sensizlik zor oldu, Akan yaşlardan gözlerim sanki kör oldu, Yokluğuna alışmak çok zor oldu annem.
Yıllarca hep seni aradım, kimse bilmedi, Tenhalarda ağladım, kimse de görmedi, Göz pınarlarım kurudu, yaş da gelmedi, Kaderim hep ağlattı, güldürmedi annem.
Sağ olsaydın eğer, savunur, korurdum, Her zaman dizleriyin dibinde dururdum, Resmin de yok, olsa, bakar avunurdum, Senin için, ne hayaller kurdum annem
Ömürlü hep ağladı, gerçek gülmedi, Boynunu büktü, kadere karşı gelmedi, Çok hayır verdi, dualarını eksik etmedi, Sana olan özlemi bitmedi annem. Ömürlü Aksoy Tarih Öğretmeni 04-06-2007
Kırşehir'e
Güzelleri görmek için, Koşun gelin Kırşehir’e. Mutluluğa ermek için, Koşun gelin Kırşehir’e.
İnce belli,selvi boylu, Güzel yüzlü,güzel huylu, Aslı belli,Türkmen soylu, Gelin görün Kırşehir’e.
Ellerine kına yakar, Saçlarına temiz bakar, Belik örer,toka takar, Gelin görün Kırşehir’e.
Koşun gelin tanışmaya, Ahilikte yarışmaya, Kavim kardeş barışmaya, Koşun gelin Kırşehir’e.
Şehrimizde ant içelim, İlkellikten vazgeçelim, Sevgi, dostluk ekip biçelim, Koşun gelin Kırşehir’e.
Aşık Paşa’ya danışalım, Arı Türkçe konuşalım, Kalesinde buluşalım, Koşun gelin Kırşehir’e.
Süleyman Türkmani, hocamız, İlim,irfan doludur bohçamız, Dört yapraklıdır yoncamız Gelin görün Kırşehir’e.
Ömürlü’nün sözü senet, Birlikten güç doğar elbet, Ali, Veli, Ahmet, Mehmet, Koşun gelin Kırşehir’e… Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 04-06-2007
Bizim Düğünler
Askerliğini bitiren oğluna, Gelin adayı aramaya başlar ana, Münasip birini bulduktan sonra, Çok güzel olur bizim düğünler
Kızın fikri önceden öğrenilir, Gönlü varsa dünür gönderilir, Allah’ın emri, peygamberin kavli denir, Çok güzel olur bizim düğünler.
Söz kesilir, nişan yüzükleri takılır, Gelinin avuçlarına kınalar yakılır, Alınan elbiseler giydirilir, bakılır, Çok güzel olur bizim düğünler.
İki taraf anlaşır, düğün gününü belirler, Komşulara okuntu verilir, birer, birer, Cuma bayrak kalkar, pazar sona erer, Çok güzel olur bizim düğünler.
Düğün evine bayrak dikilir, Misafirler gelir, şerbetler içilir, Mevlut okunur, yemekler yenir, Çok güzel olur bizim düğünler.
Kız evi verdiği çeyizleri tek tek sergiler, El emeği, göz nuru kanaviçeler, örgüler, İlmek ilmek işlenmiştir içine sevgiler, Çok güzel olur bizim düğünler..
Çalmaya başlayınca davulu zurnası, Oynak olur şarkısı, türküsü, oyun havası, Oynamaya başlar damadın tüm akrabası, Çok güzel olur bizim düğünler.
Oğlan evine kayın gidilir, Dokuz butlu tavuk lafı edilir, Masalar kurulur, yenilir, içilir, Çok güzel olur bizim düğünler.
Özenle süslenir gelin arabası, Zarflara konur yol kesme parası, Arabaya binerken gelinin ağlaması, Çok güzel olur bizim düğünler.
Gelin arabadan inerken kesilir kurbanlar, Üstüne saçılır çerezler, paralar, pullar, Kapış kapış yerlerde toplar çocuklar, Çok güzel olur bizim düğünler.
Ömürlü köy düğününü çok sever, Okuntulu gider, eğlenir, oynar, güler, Karşılayan davulcuya bahşişler öder, Çok güzel olur bizim düğünler. Ömürlü Aksoy – Tarih Öğretmeni 04-06-2007
Kırşehir
Gurbet elin bağrında hasretiyle yandığım. Gül kokulu vatanım, ilimsin sen Kırşehir. Cemaline vurulmuş yaralı bu aşığın,Bülbül olup şakırım dilimsin sen Kırşehir.
Türkmenlerin obası Âşık Paşa diyarı. Ahi Evran, Gülşehri, Caca Bey’di mimarı. Hacı Bektaş can oldu Türkmani de baharı. Zamana ışık oldun bilimsin sen Kırşehir.
Yiğitleri doğurdun muradına erdin sen. Nesilleri büyüttün Türk’e gönül verdin sen. Namus bilip bayrağı gökyüzüne gerdin sen. Asırlardır bükülmez belimsin sen Kırşehir.
Gecelerin bir başka manilerin okunur. Yeni yetme güzelin kınaları yakınır. Varan gelen, mazıyla ıstarların dokunur. Al beyaza bürünmüş kilimsin sen Kırşehir.
Nazlı ceylanlar gibi ovalarda kaçarsın. Ilgıt ılgıt rüzgârda mis kokunu saçarsın. Kuşlardan nağme alır her mevsimde açarsın. Rengine kurban olam gülümsün sen Kırşehir.
Tarihinden mirastır ulu kervansaraylar. Keçi Kalesi mağrur yayılırdı kır taylar. Külliyeler dolunca kulakta çınlar haylar. Dünyadan ahirete yolumsun sen Kırşehir.
Ak boncuklu gelinler yemekleri çevirir. Köfte, bamya, çirleme damaklara tat verir. Peynir, yoğurt, kaymağın, pekmezin dilde erir. Tandırlarda gazelim külümsün sen Kırşehir.
Vurulunca tokmaklar soku sesi duyulur. Kaynatılan buğdaylar hedik olur yayılır. Sınangıyla, besmeçler sofralara koyulur. İğdelerin koktuğu dalımsın sen Kırşehir.
Kervansaray Dağ’ında sert geçiyor kışların. Parlar Seyfe Gölü’nde çeşit çeşit taşların. Hirfanlı Barajı’nda uçar yeşilbaşların. Hasretleri bitiren salımsın sen Kırşehir.
Âşık Serdar Atabay memleketi özlüyor. Sıladan haber diye yollarını gözlüyor. Şafak vakti duada gözyaşını gizliyor. Sensiz geçen ömrümde ölümsün sen Kırşehir.
SERDAR ATABAY Kırşehir Kızılca köylü hemşehriniz Serdar Atabay olarak Kırşehir adlı şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu arada sitede emeği geçen bütün değerli hemşehrilerime en derin sevgi ve saygılarımla. KÜLTÜR ANCAK KÜLTÜRÜNÜ YAŞAYANLAR TARAFINDAN YAŞATILIR. SERDAR ATABEY 07-04-2007
Gurbet
Ömrüm geldi geçiyor hoyrat eller bağrında. Bir gün dönersin diye kandırdın beni gurbet. Sinemdeki sızıyla hasret koydun yurduma. Yarama tuz basarak yandırdın beni gurbet.
Felek yetim bıraktı kader beni beledi. Düşlerime gem vurdu umudumu eledi. Yuvamdan ayrı günler ömrümden ömür yedi. Susuz değirmen gibi döndürdün beni gurbet.
Kavim, kardeş sevgisi kat kat oldu toplandı. Gözlerime yaş doldu hüzün ile kaplandı. Ana, baba hasreti ciğerime saplandı. Yaralı kuş misali kondurdun beni gurbet.
Sıladan haber diye yola bakar gözlerim. Dilim her gün kanıyor figan dolu sözlerim. Bedenim yorgun düştü tutmuyor ki dizlerim. Rüzgâr gibi eserdim dindirdin beni gurbet.
Sıladan haber diye yola bakar gözlerim. Dilim her gün kanıyor figan dolu sözlerim. Bedenim yorgun düştü tutmuyor ki dizlerim. Rüzgâr gibi eserdim dindirdin beni gurbet.
Baharın çiçeği yok diken dolu kucağım. Öyle uzakta kaldım görünmüyor bucağım. Viran olmuş bağlarım tütmez artık ocağım. Kara kışa terk edip dondurdun beni gurbet.
Neşe koymadın bende vurdun ömrüm çürüttün. Bahçemdeki gülleri fırtınayla kürüttün. Çöllerde suya hasret bu Serdar’ı yürüttün. Ay gibi parlıyordum söndürdün beni gurbet. SERDAR ATABAY Kırşehir Kızılca köylü bir hemşerinizim Kütahya’da maden mühendisi olarak görev yapıyorum gurbet adlı şiirimi sizinle paylaşmak istiyorum. saygılarımla 03-04-2007
Türkmen Yârim
Gözler çekik, kaşlar sade. Özü Avşar, Türkmen yârim. Saçlar belik, hâl âsude. Gözü Avşar, Türkmen yârim
Acep gönlüme yâr mısın? İzi Avşar, Türkmen yârim. Yoksa bana ağyar mısın? Tozu Avşar, Türkmen yârim.
Yanık tenli, kokusu gül. Yüzü Avşar, Türkmen yârim. Dişler inci, kendi sümbül. Sözü Avşar, Türkmen yârim.
Bahtıma çıkan fal mısın? ‘Pozu Avşar, Türkmen yârim. Sarı çiçekte bal mısın? ‘Hazzı Avşar, Türkmen yârim.
Bahtıma çıkan fal mısın? ‘Pozu Avşar, Türkmen yârim. Sarı çiçekte bal mısın? ‘Hazzı Avşar, Türkmen yârim.
‘Ser’i canım, nazı yâre. Yazı Avşar, Türkmen yârim. Yeri yanım, eli çare. Sazı Avşar, Türkmen yârim.
Özlediğim bir an mısın? Kozu Avşar, Türkmen yârim. Aşık Serdar’ da can mısın? Közü Avşar, Türkmen yârim. SERDAR ATABAY Kırşehir Kızılca köylü Serdar Atabay olarak şiirlerimi paylaşmak istiyorum. saygılarımla 03-04-2007
Yeşil Özdağ’ım
Yeşiline vuruldum, gönlümdeki aşk ile. Gurbetlik çekilmez dert, içimde bitmez çile. Bülbül olup şakısam, ahrazın gelir dile.
Yüreğimin parçası, göz nurum Özdağ’ında. Yokluğunla yanarım, gençliğimin çağında.
Yaban eller bağrımda, ateşini körükler. Hasret oku saplanır, bedenimde çürükler. Bu ne dertmiş Allah’ım, alır beni sürükler.
Yüreğimin parçası, göz nurum Özdağ’ında. Çırpınıp duruyorum, gurbetin kucağında.
Kızılcaköy üzümü bir başkadır kıraçta, Toprağında rahmet var, çiçeklerin yamaçta. Cemalini göreyim, yemenini bir açta.
Yüreğimin parçası, göz nurum Özdağ’ında. Sevdiğimi göreyim, eski köyün bağında.
Ciğerime çekeyim, şöyle derin nefesle. Yollarına çıkayım, içimden gelen sesle. Türkü olup adını, çağırayım hevesle.
Yüreğimin parçası, göz nurum Özdağ’ında. Vurulmuşum aşkınla, yaralıyım dağında.
İğdelerin dalına, salıncakları kurmak. Yıldızlarla gördüğüm, rüyayı hayra yormak. Kucağımı açıp ta seni sımsıkı sarmak.
Yüreğimin parçası, göz nurum Özdağ’ında. Kireç kireç olmuşum, eriyorum yağında.
Gam, kasavet, belalar, gelip beni bulsa da. Vatan için ölürüm, canıma mâl olsa da. Şehit olsam uğruna, gonca gülüm solsa da. Şükür Allah’ım sana, aktır ak yüzüm benim.
Canımı can eyledim, yiğit ile mert ile. Sonu azap olsa da, uğraşırım dert ile. İyi dosta gardaşım, hesabım namert ile. Bakılırsa görülür, bellidir izim benim.
Okyanusu kucaklar, dertlerle barışırım. Yıldızlara tutunur, göklere karışırım. Serdar’ım gözüm kara, güneşle yarışırım. Yoluma set konsa da, kesilmez hızım benim .
SERDAR ATABAY Kırşehir Kızılca köylü serdar atabay olarak şiirlerimi paylaşmak istiyorum. saygılarımla 03-04-2007
Anlatamadım
Şu garip dünyada gülmedi yüzüm Duvarda takılı kaldı bir garip sazım Ne karaymış benim bu alın yazım Derdimi kimselere anlatamadım
Hafta sonlarında köye giderim Bitmiyor dünyada derdim kederim Alın yazım aşkım benim kaderim Derdimi Kimselere anlatamadım
YANIK AHMET gitmek için Sana veda etmek için Baş ucuma dikmek için Taşa geldim ben KIRŞEHİR.
Bu Şiir’i 20.11.2006 Tarihinde bana mail ile gönderen
Kardeşim Yanık Ahmet ŞAHİNOĞLU “ya Teşekkür ederim
Sevgili KIRŞEHİR sevdalıları Sitenizle bu gün tanışmanın mutluluğunu yaşıyorum emeğinize sağlık kutluyorum sizi Ne zamanki bir işmar ederseniz hemen yanınızdayım desteklemeye hazırım başarınızı bekliyorum. Size ufak bir şaircik yolluyorum hediye olarak. Yanık Ahmet ŞAHİNOĞLU
Neşet Ertaş'a Garip Garip
Dilinden dökülür bozlaklar mayalar Nice yaslar döktü seni dinleyen aşıklar analar Gördük ki senin hep bizden fazla derdin var Pas tutmasın telin cal garip garip
Ömrün geldi geçti gülemedin dünyada Anladım ki bu ask uğruna sende yandın leylada Mevla’m kavuşturur belki sizi öbür dünyada Görürsen leylayı cennette sev garip garip
Nice görgüler gördün nice çileler çektin Feleğin zehrini hep bağrına ektin Muhannet için sende gurbetin yolunu duttun Su yaban ellerde gez garip garip
Sazıyın tiniydi bizi efkara salan Nice aşıklar dinledikte görmedik sen gibi çalan Garibin dostu bir kuru sazı olan Anladım KI bu alemde sen garip garip
Niceleri arkandan hep kuyunu kazdı İsleri rast gitmedi ama hepsi de yolundan azdı Gönlüyün aradığı bir doğru sözdü Geçti cahil ömründe görmedin vah garip garip
Gözünde tüter hep vatanin yurdun Kırşehir’e dönmek için nice hayaller kurdun Gidemedin çünkü çok muhannet gördün Düzeni böyle kurmuşlar hal garip
Dilerim ak çıkartsın yüzünü oğlun ile kızın Sızlatmasınlar yüreğini kalmasın arkada gözün Göçersin sende dünyadan bir baharın güzün Girersen kara toprağa yat garip garip
Helal olsun sana gözümden akan bu yas İyi ki sebep olmuş dogmana baban Muharrem Ertaş Dilerim hep cal sazını nice gönüllere ulaş Mest eyle hepsi nede gir garip garip
Aşık Şerafettin erdi senin sırrına Ölümlü dünyadayız çıkmak belki yarına Duyarsa çok sevinecek bir kuru selamına Esirgeme su aşısal garip garip
OZAN SERAFETTIN HANSU ALMANYA 04-08-2004 Bu Şiir’i 27.11.2004 Tarihinde bana mail ile gönderen Kardeşim Ozan Şerafettin Hansu ya Teşekkür ederim. isteği Üzere eklemiştir Neşet Ertaş için yazılan şiir.